Kâinatın Gizli Kodu


Bir elektrik mühendisi olarak hayata baktığımda, önce enerjiyi görürüm. Bir telin içinden geçen akımı, bir lambanın karanlığı aydınlatmasını, görünmeyen bir enerjinin görünür bir ışığa dönüşmesini…
Sonra başımı kaldırıp gökyüzüne bakarım ve düşünürüm:
Acaba kâinat da görünmeyen bir enerjinin, görünür bir âleme dönüşmesinden mi ibarettir?
Toprak susar ama tohum konuşur. Tohum küçücük bir bedenin içinde koskoca bir ağacın bilgisini taşır.
Bir çekirdek toprağa düşer; kökünü aşağıya, dalını gökyüzüne uzatır.
Kim ona toprağın altında nasıl yol bulacağını, güneşe doğru nasıl yükseleceğini öğretmiştir?
İşte burada mühendisliğin dili susar, insanın hayreti başlar.
Biz bilgisayarlar yaptık. İçlerine kodlar yazdık. Onlara neyi, ne zaman ve nasıl yapacaklarını öğrettik.
Fakat insanın kodunu kim yazdı?
Kalbe “at” diyen, göze “gör” diyen, kulağa “işit” diyen, hücreye “yenilen” diyen o görünmez emir nedir?
İnsan bedenini bir donanım olarak kabul edersek, hayatı ona veren o görünmeyen düzeni nasıl adlandıracağız?
Belki ruh…
Belki ilâhî nefes…
Belki de aklın kavrayamadığı o büyük sırrın sadece küçük bir yansıması…
Tasavvuf bize yüzyıllardır görünenin ardındaki görünmeyeni aramayı öğretir.
Çünkü göz, şekli görür; gönül ise manayı arar.
Elektrik de böyledir. Akımı göremeyiz; fakat ışığı gördüğümüzde onun varlığını biliriz.
Belki hayat da böyledir.
Ruhu göremeyiz; fakat hayatın kendisini görürüz.
Ve insan, bütün ömrü boyunca kâinatın şifrelerini çözmeye çalışır. Daha hızlı bilgisayarlar, daha akıllı makineler, daha gelişmiş yapay zekâlar üretir.
Fakat ne kadar ilerlersek ilerleyelim, karşımızda yine aynı büyük soru durur:
Bütün bu muazzam sistemin ilk kodunu kim yazdı?
Belki de insanın gerçek yolculuğu, kâinatı fethetmek değil; kâinatın içindeki kendisini keşfetmektir.
Çünkü insan, dışarıdaki âlemi anlamaya çalışırken aslında kendi içindeki âlemin kapısını aralamaktadır.
Ve belki bir gün anlayacağız:
Aradığımız o büyük sistem dışımızda değil, içimizdedir.
Kâinatın en büyük sırrı da belki budur:
Görünen bir bedenin içinde görünmeyen bir âlem…
Ve o âlemin derinliklerinde, insanı sürekli aynı hakikate çağıran sessiz bir ses:
“Oku… Kendini oku.”
Mustafa FAZLIOĞLU / Elektrik Mühendisi