Üniversite amfilerinde bize öğretilen ilk şey, Ohm Kanunu’nun sarsılmazlığıydı, V= IxR formülü her şartta çalışır; ne voltaj insan kayırır ne de direnç ideoloji tanır. Yıllardır elektrik mühendisliği projelerinin başında, devre şemalarının, alçak gerilim panolarının ya da şebeke analizlerinin ortasında dirsek çürütürken, matematiğin bu netliğine hep sığındım.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, mühendislik disiplininin tek başına fizik kanunlarıyla yönetilemeyecek kadar büyük bir toplumsal güç haline geldiğine tanıklık ediyoruz.
Elektrik mühendisliği ve ilişkili yazılım teknolojileri, artık sadece akım taşımıyor; hayatın akışını, enerjinin adaletsiz dağılımını, sanayinin karbon ayak izini ve nihayetinde toplumun kaderini yönlendiriyor. Tam da bu yüzden, mühendislik ve yazılım müfredatlarına doğrudan “Teknoloji Etiği ve Toplumsal Sorumluluk” derslerinin zorunlu olarak eklenmesi bir temenni değil, ertelenemez bir zorunluluktur.
Bir projenin teknik fizibilitesini yapmak, gerilim düşümünü hesaplamak veya bir sistemin kısa devre hesabını tam tutturmak bir mühendisin asgari görevidir. Fakat asıl mühendislik, o projenin “yapılabilir” olduğunu kanıtladıktan sonra başlar: “Bu projeyi yapmalı mıyız?”
Sadece “Çalışıyor mu?” sorusuyla yetinen bir teknik yaklaşım, eksik bir yaklaşımdır. Geliştirilen her yeni sistemin, kurulan her şebekenin veya devreye alınan her otomasyon yazılımının şu üç temel kriterde sınav vermesi gerekir:
- Doğaya Etkisi: Kurulan enerji santrali veya sanayi tesisi, ekosisteme ne yüklüyor? Sadece anlık verimlilik mi hedefleniyor, yoksa gelecek nesillerin kaynakları mı tüketiliyor?
- İnsana Etkisi: Proje, çalışan güvenliğini ve insan onurunu ne kadar gözetiyor? Sahada risk oluşturan unsurlar “maliyet” kalemi altında feda mı ediliyor?
- Toplumsal Adalete Etkisi: Üretilen teknoloji veya dağıtılan enerji, toplumun her kesimine adil şekilde ulaşıyor mu, yoksa mevcut eşitsizlikleri daha da mı derinleştiriyor?
Geçmişte etik kavramı, mezuniyet törenlerinde edilen birkaç cümlelik yeminlerden ibaret görülürdü. Oysa günümüzde akıllı şebekelerin, yapay zekayla yönetilen enerji dağıtım algoritmalarının ve devasa sanayi tesislerinin sorumluluğunu üstlenen genç mühendislerin, henüz amfi sıralarındayken etik karar alma mekanizmalarıyla tanışması gerekiyor.
Bir elektrik mühendisi; tasarladığı panonun standartlara uygunluğu kadar, o panonun üretiminde kullanılan malzemenin çevresel ayak izinden de kendisini sorumlu hissetmelidir. Bir yazılım veya otomasyon uzmanı; yazdığı kodun sadece hattı hızlandırmasını değil, o hattın başındaki insanın iş güvenliğini ve yaşam kalitesini nasıl etkileyeceğini hesaba katmalıdır.
Teknik yetkinlik, etikle taçlandırılmadığı sürece toplum için kontrolsüz bir güce dönüşme riski taşır. Mühendislik fakültelerinden mezun edeceğimiz genç meslektaşlarımıza sadece en optimize formülleri değil; vicdanı, doğaya saygıyı ve toplumsal adalet dengesini gözeten analitik bir bakış açısını da kazandırmak zorundayız.
Elektriğin sadece karanlığı aydınlatması yetmez; geleceğe giden yolumuzu da adaletle ve sorumlulukla aydınlatması gerekir.

