İnsanlık, yüksek voltajlı bir yanılsamanın ortasında savruluyor. Hayatı, evreni ve varoluşu besleyen o asıl güç kaynağını, yani manayı bir kenara bıraktık; sadece iletkenin dışındaki yalıtkana, yani maddeye odaklandık. Bir elektrik mühendisi gözüyle baktığımda, bugünün dünyasında yaşanan en büyük kriz tam olarak bu: Sistemin gerilimi var ama akımı yok; sinyal gücü yüksek ama veri bomboş.
İlişkiler ve kalpler, adeta kısa devre yapmış bir devre kartına dönüştü. İnsanlar ruhlarının derinliğini, özlerindeki o muazzam potansiyeli paylaşmak yerine; bedenlerini, tüketimlerini ve dünyevi vitrinlerini pazara çıkarıyor. Açık büfe misali tüketilen ilişkilerde gözler doyuyor, ancak kalpler tam anlamıyla enerjisiz kalıyor. Oysa insan; sadece yüzeysel bir temas için değil, birbirine değer katan, bir diğerinin varlığını aydınlatan yüksek bir frekans için tasarlandı.
Evrene ve insan biyolojisine baktığımızda, muazzam bir mühendislik ve kusursuz bir tasarım görürüz. Ana rahminde tek bir hücreden üç boyutlu, hisseden ve düşünen bir varlığın meydana gelmesi; rastlantısal bir montaj değil, mutlak bir Sanatkar’ın imzasını taşıyan kusursuz bir mimaridir. Bizler ise bu hakikati göz ardı edip, maddenin arkasındaki o asıl Güç Kaynağı’nı hep dışarıda aradık. Oysa o kaynak, tam da içimizdeki ruh yazılımında saklıydı.
Dünya, sonsuzluğa uzanan iletken bir köprüden ibaretti. Bu köprüden geçerken amacımız, eseri seyredip Mimar’ı bulmaktı. Ancak bizler geçip gitmek yerine, o geçici köprünün üzerine kalıcı binalar inşa etmeye kalkıştık; sonra da ilk sarsıntıda yıkılan yapılarımızın altında kaldık. Ruhumuza eklenen o kesintisiz “sonsuzluk arzusu” bile, bu enerjinin kesileceği bir sonun değil, enerjinin sonsuz bir boyuta aktarılacağının en somut deliliydi.
Eskilerin de ifade ettiği gibi; dünya kimileri için Sanatkar’ın eşsiz saltanatını seyredip O’nu bulma alanıyken, kimileri için sadece tüketimden ibaret bir yakıt deposudur.
Bugün kalabalıklarda yalnızlaşıyorsak sebebi nettir: Ruhun ihtiyaç duyduğu ana akımı kestik, vitrindeki sahte ışıklarla idare etmeye çalışıyoruz. Oysa insanın en yüce görevi; maddeyi değil manayı görmek, geçici olanı değil sonsuz olanı seçmek ve bir başkasına insan olduğunu, değerli olduğunu hissettirerek o ilahi akıma aracılık etmektir.
Mustafa FAZLIOĞLU / Elektrik Mühendisi

