Yedi Katmanlı Protokolden İnsanın İç Sesi Sinyallerine: Anlaşabilmenin Mühendisliği

Mustafa FAZLIOĞLU Elektrik Mühendisi / www.elektrikhaber.com Genel Yayın Yönetmeni

Geçtiğimiz günlerde Dr. Gülay Savaş’ın dijital mecralarda paylaştığı, zihnime adeta bir frekans ayarı gibi yerleşen derinlikli bir konuşmasına denk geldim. Dr. Gülay Savaş videoda son derece yalın ve bir o kadar da çarpıcı bir soruyla başlıyor söze: “Yapay zekâ seni anlıyor da, neden eşin, yanı başındaki insanın seni anlamıyor?”

Bir elektrik mühendisi olarak hayatım boyunca sinyallerin iletimi, veri akışları, ağ protokolleri ve sistemlerin birbiriyle gürültüsüz biçimde haberleşmesi üzerine düşündüm. Dr. Savaş’ın bu sorusu, bana mühendislik masasında kurduğumuz kusursuz sistemler ile insani ilişkilerimizdeki gürültülü frekanslar arasındaki o büyük tezatı bir kez daha hatırlattı.

Dünyada sekiz milyarı aşkın insan var. Milyarlarca akıllı telefon, bilgisayar, endüstriyel denetleyici ve sensör… Bu cihazların tamamı, insan zekasının eseri olan 7 Katmanlı OSI (Açık Sistemler Bağlantısı) İletişim Protokolü sayesinde, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar tek bir veri kaybı yaşamadan, hatasız bir biçimde birbiriyle haberleşebiliyor. Fiziksel katmandan uygulama katmanına kadar her adım belirlenmiş, standartlara bağlanmış ve net kurallara oturtulmuştur.

Peki ama nasıl oluyor da aynı çatının altında yaşayan iki insan, tek bir cümlede dahi anlaşamayıp kısa devre yapabiliyor?

Dr. Gülay Savaş bu noktada meselenin özüne temas ediyor: “Aslında sorun bir iletişim problemi değildir; sorun insanın kendi yazılımını tanımamasıdır.”

Her birimiz dünyaya kendi zihinsel yazılımımızın penceresinden bakıyoruz. Çocukluğumuzdan itibaren şuurumuza yüklenen inançlar, yaşadığımız travmalar, önyargılar, korkular ve geçmiş deneyimlerimiz… Hepsi zamanla bizim kişisel algoritmamızı, yani iç dünyamızın yazılımını oluşturuyor. Dolayısıyla iletilen aynı kelime (sinyal), iki farklı insanda iki bambaşka anlam ve direnç üretiyor. Kendi iç yapısını, kendi içsel empedansını bilmeyen bir insanın; bir başkasının frekansına uyum sağlaması, onun ilettiği mesajı doğru çözümlemesi elbette mümkün olmuyor.

İşte tam bu noktada empati, sadece karşı tarafın sesini duymak ya da pasif bir dinleyici olmak anlamını yitiriyor. Empati; muhatabımızın dünyayı hangi kodlarla yorumladığını, veriyi hangi filtrelerden geçirerek okuduğunu fark edebilme becerisidir.

Videoda Dr. Savaş’ın da vurguladığı ve Halil Cibran’ın o ölümsüz dizesinde ifadesini bulan hakikat şudur: “Bu dünyaya anlaşılmaya değil, anlamaya geldik.”

Anlamak ise ancak zihindeki gürültüyü (noise) susturmakla başlar. Bir sinyal hattında gürültü ne kadar yüksekse, iletilen bilginin doğruluğu o kadar bozulur. İnsan da ancak kendi iç zihnindeki parazitleri, gurur ve yargı gürültülerini susturduğu ölçüde dışarıdan gelen sesleri duru bir biçimde işitebilir. Yunus Emre’den Hz. Mevlana’ya kadar kadim geleneğimizin özü olan “Kendini Bil” ilkesi, mühendislik dilinde sistemin kendi öz parametrelerini tanıması demektir.

Makineler için sıfırdan 7 katmanlı kusursuz bir haberleşme protokolü yazmayı başaran insanoğlu; şüphesiz ki insan insana iletişimde de ortak bir “anlayış protokolü” geliştirebilir.

Yeter ki kendi yazılımımızın farkına varalım, zihnimizdeki gürültü oranını düşürelim ve frekansımızı anlayışa ayarlayalım.

Çünkü hayat, doğru frekansta buluşabildiğimiz sürece aydınlanır.