İstanbul Teknik Üniversitesi’nin koridorlarından 1990 yılında bir elektrik mühendisi olarak mezun olduğumda, cebimde taşıdığım en büyük değer, mühendisliğin sadece bir hesaplama sanatı değil, aynı zamanda hayatı ve insanı koruma sorumluluğu olduğuydu. Dile kolay, sahada geçen otuz yılı aşkın meslek hayatım boyunca trafolardan panolara, topraklama hatlarından devasa endüstriyel tesislere kadar elektriğin her aşamasına dokundum.
Bugün geldiğimiz noktada modern yaşamın, sanayinin ve teknolojinin vazgeçilmez kalbi olan elektrik, ne yazık ki doğru yönetilmediğinde sessiz bir tehdide dönüşebiliyor. Sahadaki tecrübelerime ve son dönemde önüme gelen elektrik periyodik kontrol verilerine baktığımda, ülkemiz adına ciddiyetle düşünmemiz gereken bir tabloyla karşı karşıyayız. Yapılan güncel analizler, periyodik kontrolü gerçekleştirilen tesislerin yaklaşık yüzde 85’inde en az bir uygunsuzluk olduğunu gösteriyor. Bu çok ciddi bir orandır ve alarm zillerinin çaldığının net bir göstergesidir.
“Evrak Eksikliği” Deyip Geçmeyin: Güncel Olmayan Şemalar Hayat Karartır”
Bu araştırmalarda beni şaşırtmayan ama derin derin düşündüren en dikkat çekici veri, tesislerdeki en sık rastlanan eksikliğin tek hat şemaları, devre çizimleri ve işletme talimatlarının güncel olmamasıdır. Genelde işletme yönetimleri buna “basit bir evrak veya bürokrasi eksikliği” gözüyle bakar. Oysa yanılıyorlar. Yıllarını sahaya vermiş bir mühendis olarak açıklayayım: Acil bir durumda veya kritik bir arıza anında, elinizde güncel bir şema yoksa körü körüne hamle yaparsınız. Bu durum müdahaleyi geciktirir, bakım çalışmalarını sağlıksızlaştırır ve en acısı, o panonun başındaki teknisyenin, işçinin hayatını doğrudan riske atar. Mühendislikte güncellik, lüks değil asgari emniyet sınırıdır.
Birçok işletmede tehlikenin kaynağı milyarlık bütçesizlikler değil; zamanında önemsenmeyen küçük ihmallerdir. Eksik bir etiket, zamanla kuruyup bozulan bir yalıtım, kapasitesi yetersiz kalmış bir koruma rölesi ya da revize edilmemiş bir proje… Bunlar zaman içinde birikir ve bir gün karşımıza devasa bir yangın ya da üretim duruşu olarak çıkar.
“Entegrasyon Eksikliği: Tek Başına Çalışan Cihaz Güvenlik Sağlamaz”
Periyodik kontrollerde gözümüze çarpan bir diğer kritik yara ise yangın algılama ve uyarı sistemlerindeki uygunsuzluk oranının yüksekliğidir. Sahayı inceliyoruz; dedektörler yerinde, sistem çalışıyor gibi görünüyor. Fakat sorun dedektörün kendisinde değil, “birlikte hareket etme kabiliyetinde.” Yangın anında binadaki asansörün, havalandırmanın, turnikelerin ve bina otomasyonunun yangın senaryosuna uygun olarak entegre çalışması gerekir. Sistemler birbiriyle konuşmuyorsa, yangın kapıyı çaldığında asansörün doğru katta sabitlenmemesi veya havalandırmanın dumanı tahliye etmek yerine içeri üflemesi kaçınılmaz olur. Güvenlik, tek tabanca çalışan cihazlarla değil, koordineli mühendislik çözümleriyle sağlanır.
Aynı durum yıldırımdan korunma ve paratoner sistemlerinde de geçerli. Tesise bir paratoner dikmekle iş bitmiyor. Güncel projesi nerede? Teknik dokümantasyonu nerede? Düzenli toprak empedans ölçümleri yapıldı mı, hat sürekliliği ne durumda? Kurulumu yapmak kadar, o sistemin kayıtlarını tutup izlenebilir kılmak da hayati önem taşır.
“Raporlar Rafta Beklemek İçin Değildir”
Burada tüm sanayicilerimize, işletme sahiplerine ve meslektaşlarıma açık bir çağrıda bulunmak istiyorum: Periyodik kontrol yaptırmış olmak, tek başına o tesisi “güvenli” kılmaz. Asıl iş, o denetimler bittikten ve raporlar yazıldıktan sonra başlar.
Mühendislik raporları rafları süslemek veya denetmenlere gösterilmek için yazılmaz. Rafta bekleyen, sümen altı edilen kontrol raporları hiçbir fabrikayı, hiçbir canı korumaz. Gerçek güvenliği sağlayan şey; rapordaki eksiklikleri ciddiyetle, hızla gidermek ve bunu yaşayan bir “düzenli bakım kültürü” hâline getirmektir.
Bugün maalesef birçok işletmenin periyodik kontrollere “yasal bir zorunluluk, ceza yememek için aşılması gereken bir bürokratik engel” olarak baktığını üzülerek müşahede ediyorum. Oysa bu kontrollerin asıl gayesi ceza makbuzlarından kaçmak değil; can kayıplarını, fabrikaları küle çeviren yangınları, günlerce süren üretim duruşlarını ve telafisi imkansız ekonomik zararları önlemektir. Bu gözle bakıldığında elektrik güvenliği bir maliyet kalemi değil, bir işletmenin geleceğine yapacağı en garantili, en akıllıca yatırımdır.
Unutmayalım ki, meslek hayatımda da defalarca şahit olduğum üzere, elektrik kazaları hiçbir zaman “aniden” meydana gelmez. Onlar, yıllarca göz yumulan, “bir şey olmaz” denilerek ötelenen küçük ihmallerin zincirleme bir patlamasıdır. Güvenli tesisler ve emniyetli yarınlar tesasüfen kurulmaz; ancak ve ancak bilgiyle, ödün vermez bir mühendislikle ve süreklilik gösteren bir denetim vizyonuyla inşa edilir.

