Ölümden sonrasını herkes merak ediyor… Ama kadim ezoterik öğretilere göre asıl kritik oda, doğmadan hemen önce girdiğin oda.“Senaryo Odası.” Ruh, dünyaya inmeden önce rehberleriyle birlikte bir hayat teması seçer: aşk, kayıp, yalnızlık, güç, teslimiyet… Ve en zor sahnelere çoğu zaman gönüllü olur. Son adım: Unutma Perdesi. Planı unutmayı kabul ederek doğarsın. Bu yüzden “Neden bunlar hep benim başıma geliyor?” dediğin şeyler, belki de ruh düzeyinde imzaladığın sahnelerdir.
Bir elektrik mühendisi için evren, sessiz ama kusursuz çalışan devasa bir devre şemasıdır. Gözle görülen madde bir kabuktan ibarettir; asıl hakikat ise enerjinin akışında, dalga boylarında ve görünmez frekanslardadır. Kablolardan akan akımı, trafolardaki gerilim düşümlerini izlerken hep o büyük soruyu sormuşumdur: Bu muazzam sistemin Kaynak Kodu kime ait?
Kuantum fiziği ve ezoterik kadim bilgeliğin kesiştiği noktada, kâinatın Yaratıcısı olan Allah, her şeyi en ince hesapla, kusursuz bir nizamla (Ahsen-i Takvim) tasarlayan Mutlak Mühendis olarak çıkar karşımıza. Laboratuvarda osiloskop ekranına baktığımda gördüğüm sinüs dalgaları gibi, insan hayatı da zirveler ve çukurlar, acılar ve neşelerle salınır. Hiçbir enerji kaybolmaz, sadece biçim değiştirir. Ruhumuz da bu ilahi enerji havuzunun en hassas transandantal işlemcisidir.
Videoda ve kadim öğretilerde bahsi geçen “Senaryo Odası”, mühendislik diliyle adeta modelin ağırlıklarının (weights) ve veri setlerinin (dataset) belirlendiği ilksel bir training (eğitim) aşamasıdır. Tıpkı günümüzdeki yapay zeka algoritmalarının, mükemmel bir sonuca ulaşabilmek için en zorlu ve karmaşık senaryolarla, hata simülasyonlarıyla eğitilmesi gibi… Ruh da saf potansiyel halindeyken, evrensel ağda büyüyeceği ve pişeceği en sert sahneleri bizzat seçer. Güçlü bir direnç (resistor) olmadan akımın değeri dengelenmez; hayatın o keskin dirençleri de ruhun karakterini yontar.
Dünyaya adım atarken çekilen o “Unutma Perdesi”, sistemin güvenliği için konulmuş kusursuz bir “reset” tuşu gibidir. Eğer simülasyonun (dünya hayatının) başından sonuna kadar senaryoyu ezbere bilseydik, ne imtihanın bir anlamı kalırdı ne de sevginin, teslimiyetin o saf frekansı yakalanabilirdi.
İşte bu yüzden, daraldığımızda, omuzlarımıza yük bindiğinde ya da “Neden bunlar hep benim başıma geliyor?” diye feryat ettiğimizde aklımıza şu gelmeli: Bu acılar rastgele bir kısa devre değil. Onlar, ruhunun daha doğmadan önce imzaladığı, evrensel frekansa uyumlanmak için gönüllü olduğu en hakiki sahnelerdir.
Devreye akım yürüdükçe lamba yanar; ruh yandıkça aydınlanır. Ve her frekans sonunda sahibine, yani o Sonsuz Kaynağa geri döner.
Mustafa FAZLIOĞLU

