Kâinatı yalnızca gördüklerimizden ibaret sanıyoruz.
Oysa görünür olan, belki de büyük bir sistemin yalnızca yüzeyidir. Atomdan galaksilere, insan kalbinden yıldızların sessiz yürüyüşüne kadar her şey; görünmeyen bağlarla birbirine dokunan büyük bir düzenin içinde akar.
Bir elektrik mühendisi için hayatın bazı sırları, devrelerin diliyle daha anlaşılır hâle gelir.
Bir sistemde akım varsa, bir kaynak vardır. Bir titreşim varsa, onu doğuran bir enerji vardır. Bir düzen varsa, o düzenin ardında bir kanun vardır.
İnsan da böyledir.
Bedenimiz maddeden, fakat iç dünyamız anlamdan beslenir. Ve insan, hayat boyunca kendi içindeki dağınık akımları bir merkeze bağlamaya çalışır.
Belki de tevhid, tam burada başlar:
Dağınık olanı birlemek, çokluğu tek bir hakikatin etrafında anlamlandırmak.
“Kalbin Aşırı Yükü”
Hayat, insanın üzerine zaman zaman yüksek gerilim uygular.
Kimi zaman bir kayıp, kimi zaman bir ayrılık, kimi zaman söylenememiş bir söz yüklenir kalbe. Zihin yorulur, ruh ısınır, insan kendi içinde kısa devrelerin eşiğine gelir.
Mühendislikte aşırı yüklenen bir sistem nasıl korunmaya, dengelenmeye ve toprağa ihtiyaç duyarsa, insan da taşıyamadığı yüklerden kurtulmak için bir sığınak arar.
İşte dua, insanın içindeki fazla gerilimi bırakabilmesidir.
Teslimiyet ise her şeyi kontrol etme iddiasından vazgeçip kendini hakikatin toprağına bırakmaktır.
İnsan bazen çözüm bulduğu için değil, yükünü teslim ettiği için huzura kavuşur.
Kalbin topraklaması belki de budur:
Ben her şeyi bilemem. Her şeyi taşıyamam. Ama beni taşıyan bir kudret vardır.
Ve o anda gerilim düşer.
İçimizde uzun zamandır uğuldayan gürültü susmaya başlar.
“Sessizliğin Frekansı”
Elektrik sistemlerinde en değerli sinyallerden biri, gürültüden arınmış olandır.
İnsan da gürültünün içinde yaşıyor.
Ekranların, sözlerin, beklentilerin, korkuların, hırsların ve bitmeyen arzuların arasında kendi sesimizi duyamıyoruz.
Belki bu yüzden bazı dualar kelimelerden önce gelir.
Bir iç çekiş…
Bir gözyaşı…
Kimseye anlatılamayan sessiz bir yakarış…
İnsanın en sahici duası bazen dudaklarından değil, kalbinin derinliklerinden yükselir.
Çünkü insan sustuğunda, içinde başka bir ses duyulmaya başlar.
Ve o ses, dünyanın gürültüsünden değil; insanın kendi hakikatinden gelir.
Tevhid, belki de kalbin frekansını yeniden ayarlamaktır.
Dağınık sinyalleri susturup tek bir merkeze yönelmektir.
Çokluğun gürültüsünden, birliğin sessizliğine geçmektir.
“Karanlıkta Kalan Işık”
Elektrik kesildiğinde karanlığın ne kadar güçlü göründüğünü hepimiz biliriz.
Fakat karanlık, aslında ışığın yokluğudur.
İnsanın hayatında da böyledir.
Bazı geceler vardır; yol görünmez, yön kaybolur, yarın belirsizleşir. İnsan kendisini devre dışı kalmış bir sistem gibi hisseder.
Fakat inanç, insanın içinde yanan görünmez bir ışık gibidir.
Dışarıdaki bütün lambalar sönebilir.
Ama insanın içinde hakikate açılan küçük bir ışık varsa, karanlık hiçbir zaman mutlak değildir.
Çünkü bazen insan yolu göremez; fakat yürümeye devam etmesini sağlayan ışığı hisseder.
Belki iman tam da budur.
Görmeden güvenmek…
Bilmeden teslim olmak…
Karanlığın içinde bile ışığın varlığına inanmak…
“Enerji Dönüşür, Hakikat Kalır”
Mühendislik bize enerjinin yok olmadığını, biçim değiştirdiğini öğretir.
İnsanın hayatı da biraz böyledir.
Keder sabra dönüşebilir.
Yalnızlık tefekküre…
Kayıp olgunluğa…
Sessizlik hikmete…
Ve insanın taşıdığı bütün o ağır yükler, doğru bir yöne çevrildiğinde başka bir enerjiye dönüşebilir.
Belki mesele acısız bir hayat yaşamak değildir.
Mesele, yaşadığımız her şeyi anlamlı bir akışın içine bırakabilmektir.
Kâinatın görünmeyen devreleri arasında biz de birer iletkeniz.
Bize düşen, kaynağın kendisi olduğumuzu sanmak değil; kaynaktan gelen akışı doğru taşımaktır.
Çünkü insanın bütün hesapları, bütün devreleri, bütün arayışları sonunda aynı noktaya çıkar:
Bir kaynak vardır.
Bir akış vardır.
Bir düzen vardır.
Ve bütün çoklukların ardında tek bir hakikat vardır.
Tevhid, işte bu büyük devrenin adıdır.
İnsan onu aklıyla anlamaya çalışır, kalbiyle hisseder, hayatıyla taşır.
Ve belki hayatın en büyük huzuru da burada saklıdır:
Kendini merkeze koymaktan vazgeçip, merkezin kim olduğunu hatırlamak.
O zaman kalp sakinleşir.
Gürültü diner.
Gerilim düşer.
Ve insan, görünmeyen bir ışığın içinde kendi hakiki frekansını yeniden bulur.
Mustafa Fazlıoğlu – Elektrik Mühendisi – Elektrikhaber.com Genel Yayın Yönetmeni

