Beden Modülasyonundan Önce Neredeydik? Bir Frekansın Hatırası

İnsanoğlu var olduğu günden beri hep aynı soruya kilitlenir: “Öldükten sonra nereye gideceğim?” Oysa bir elektrik mühendisi gözüyle evrene baktığımda, sistemin yalnızca “ileriye doğru” çalışan tek yönlü bir iletken olmadığını görürüm. Bizi asıl derin düşüncelere sevk etmesi gereken soru belki de şudur: Doğmadan önce neredeydin?

Dünyaya gözlerinizi açtığınız o ilk anı hiçbiriniz hatırlamazsınız. Peki ya öncesini? Siz henüz bu fiziksel beden formuna bürünmemişken de insanoğlu yaşıyor, aşık oluyor, ölüyor ve evrendeki o büyük döngü akar gidiyordu. Siz yoktunuz… Ya da gerçekten yok muydunuz?

Platon, Meno diyaloğunda ruhun bedenden önce de var olduğunu söyler ve öğrenmeyi yalnızca “eskiden bilinenleri yeniden hatırlamak” olarak tanımlar. Fiziksel dünyadaki varlığımız, belki de unutulmuş bir bilginin, sinir ağlarımızda yeniden yankılanmasından ibarettir. Diğer taraftan Lucretius, “Doğmadan önceki sonsuz yokluk seni korkutmuyorsa, ölümden sonraki yokluk neden korkutsun?” diyerek zihnimizi sarsar. Çünkü doğmadan önce geçen o milyarlarca yılı hissetmediniz; ne bir karanlıkta beklediniz ne de yalnız kaldınız.

Ancak bir mühendis ve emin olan (iman eden) bir insan olarak olaya elektro-manyetik bir pencereden baktığımda, mesele “yokluk” kavramından çok daha büyüleyici bir hal alıyor.

Kuantum fiziği ve elektrik teorisi bize öğretir ki; enerji asla yok olmaz, sadece biçim değiştirir. Yüce Allah’ın evrene koyduğu o muazzam rezonans kanunu gereği, varlık dediğimiz şey aslında belirli bir frekans aralığındaki titreşimden ibarettir. Siz doğmadan önce “yok” değildiniz; Yaratıcı’nın sonsuz ilim ve enerji alanında, henüz maddeleşmemiş bir frekans, modüle edilmemiş bir dalga boyu olarak mevcuttunuz.

Gözümüzle göremediğimiz radyo dalgalarının havanın içinde her an var olması ama biz radyonun frekans düğmesini çevirene kadar sesini duyamayışımız gibi… Bedenimiz, ruhumuzun bu fiziksel alemde yayın yapmasını sağlayan bir “alıcı-verici” (transceiver) devresidir. Doğum dediğimiz olay, ruhumuzun bu dünya frekansına ayarlanması; ölüm ise frekansın öz kaynağına, yani Allah’ın zamansız ve mekansız katına geri dönmesidir.

Şimdi sizi daha sarsıcı bir ihtimalle baş başa bırakmak istiyorum: Ya doğmadan önce gerçekten vardınız ve bu fiziksel formunuza geçerken frekans değişikliği yüzünden her şeyi unuttuysanız?

Öldüğünüzde tamamen yok olacağınızdan emin olunmadığı gibi, doğduğunuzda ilk kez var olduğunuzdan da nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?

Bizler evrenin sonsuz senfonisinde birer yankıyız. Ve o kaynağa dönene kadar, içimizdeki o ilahi titreşimi hatırlamaya çalışmaya devam edeceğiz..