Meslek Örgütlerinde “Siyasetin Gölgesi”: Üretmek mi, Slogan Atmak mı?

Meslek Örgütlerinde “Siyasetin Gölgesi”: Üretmek mi, Slogan Atmak mı?

Mustafa Fazlıoğlu / Elektrik Mühendisi

Meslek kuruluşları; bir ülkenin demokratik olgunluğunun, sivil toplum gücünün ve teknik liyakatinin en önemli kaleleridir. Mühendisinden avukatına, doktorundan muhasebecisine kadar her meslek grubu, kendi odası veya barosu çatısı altında mesleki onurunu korumak ve geleceğini inşa etmek için bir araya gelir. Ancak son yıllarda bu kuruluşların seçimlerine baktığımızda, karşımıza çıkan manzara maalesef mesleki bir vizyondan ziyade, genel siyasetin sert ve kutuplaştırıcı bir kopyası haline gelmiş durumda.

Meslek Mi, Yoksa “Mikro-Meclis” Mi?

Seçim atmosferine girdiğimizde, adayların projelerinden çok hangi siyasi akıma yakın olduklarını konuşur olduk. Salonlarda meslek sorunlarının çözümü yerine, genel siyasetin klişeleşmiş sloganları yankılanıyor. Kuşkusuz, her bireyin bir dünya görüşü, her meslek mensubunun bir siyasi duruşu vardır; bu doğaldır ve zenginliktir. Ancak sorun, bu siyasi duruşun mesleki kimliğin önüne geçmesi ve kurumu bir “arka bahçe” haline getirme çabasıdır.

Bir meslek örgütü; üyesinin özlük haklarını savunmak, piyasadaki haksız rekabetle mücadele etmek ve etik değerleri korumakla yükümlüdür. Eğer bir genel kurulda atılan sloganlar, o mesleğin güncel sorunlarından daha çok alkış alıyorsa, orada bir “eksen kayması” var demektir.

Siyasetin Baskısı ve “Taraf Olmayan Bertaraf Olur” Korkusu

Siyasetin meslek kuruluşları üzerindeki baskısı iki taraflı bir bıçak gibidir. Bir yandan iktidar bloğunun bu yapıları kontrol etme veya “alternatif” yapılar kurma iştahı, diğer yandan muhalefetin bu alanları birer “direniş kalesi” olarak görme refleksi… Bu iki değirmen taşı arasında ezilen ise maalesef mesleğin kendisi ve genç meslektaşlar oluyor.

  • Liyakat Yerine Sadakat: Seçim listeleri hazırlanırken “en iyi uzman” değil, “en iyi siyasi temsilci” aranıyor.
  • Gençlerin Yalnızlığı: Mesleğe yeni adım atan bir gencin derdi geçim ve kariyerken, yukarılarda dönen yüksek siyaset kavgaları onu kurumdan soğutuyor.
  • Çözüm Üretememe: Siyasi kutuplaşma, kamu kurumlarıyla olan diyaloğu koparıyor. Diyaloğun bittiği yerde ise lobicilik faaliyetleri aksıyor, yönetmelikler meslektaşın aleyhine değişirken odalar sadece “basın açıklaması” yapmakla yetiniyor.

Slogandan Projeye Dönüş Şart

Bizlerin, sloganların konforuna değil, projelerin ağırlığına ihtiyacı var. Bir baronun seçimi sadece ideolojik bir gövde gösterisi olmamalı; “avukatların dijital dönüşümü nasıl sağlanacak?” sorusuna yanıt vermelidir. Bir mühendis odası, “deprem gerçeği karşısında teknik gücümüzü nasıl birleştiririz?” diye kafa yormalıdır.

Siyaset, meslek kuruluşunun içindeki bir renk olabilir ama o kuruluşun boyası olamaz. Seçim sandığından çıkan irade, bir siyasi partinin zaferi değil, mesleğin geleceğinin teminatı olmalıdır.

Sonuç olarak; Meslek kuruluşlarını siyasetin dar koridorlarından çıkarıp, liyakatin ve üretimin geniş meydanlarına taşımak zorundayız. Aksi halde, sadece slogan atan ama kendi sorunları altında ezilen, işlevsiz tabelalara dönüşmekten kurtulamayız.

Meslektaşın beklediği hamaset değil, adalettir; slogan değil, refahtır.