Sistematik Arıza: Toplumsal ve Mesleki Samimiyetsizlik
Mustafa Fazlıoğlu / Elektrik Mühendisi
Biz mühendisler iyi biliriz; bir sistemin kararlı ve güvenli çalışması, bileşenlerinin birbiriyle olan bağlarının doğruluğuna, malzemenin kalitesine ve en önemlisi projenin aslına uygun, hilesiz uygulanmasına bağlıdır. Yanlış akım değerleri, gevşek bağlantılar veya kalitesiz yalıtım malzemeleri nasıl ki er ya da geç sistemi çöktürür, yangın çıkarırsa; bir toplumun ahlaki ve fikri omurgasındaki sahtelikler de toplumsal yapıyı öyle çökertir.
Bugün geldiğimiz noktada, insanlık ve toplum olarak en büyük sistemik arızamızla yüzleşmek zorundayız: Samimiyetsizlik.
“Projeye Sadık Kalamadık: Olduğumuz Gibi Görünemedik”
Hayat sahnesinde ne yazık ki özde bir, sözde bir, tarafta bir, karşı duruşta bir olamadık. Bir mühendislik projesinde teknik şartname neyi gerektiriyorsa onu uygularsınız; tolerans sınırlarını keyfinize göre esnetemezsiniz. Oysa bizler etik dedik, ilke dedik, duruş dedik ama hiçbir kritere sadık kalamadık. Yüzümüze taktığımız maskelerle, değişken dirençler gibi sürekli konum ve renk değiştirdik.
Önce kendi içsel devremizde kısa devre yaptık; kendimizle samimi olamadık. Kendimizi kandırmaya alışıp, bu samimiyetsizlikte istikrar sağladık (yani samimiyetsizliğimizde samimi olduk!). Ardından bu hatalı sinyali çevremize yaydık. Herkese duymak istediği frekanstan seslenmek için binbir maskeyle, binbir suratla sahneye çıktık.
Sonuç mu? Güven katsayısı sıfıra inen bir toplum. Giriş ve çıkış değerleri tutarsız, kendi kendine bile güvenemeyen, yalıtılmış ve kalabalıklar içinde yalnızlaşmış bireyler haline geldik.
“Değerleri Kendi Çıkar Frekansımıza Göre Ayarladık”
En acısı da toplumun kutup yıldızı olması gereken en asil kavramları, şahsi menfaatlerimizin gerilim trafosu haline getirdik.
“Asıl İletkenimiz “One Dollar” Oldu”
Bize dışarıdan zorla roller dayatılmadı; bizler ucu şahsi çıkarlarımıza, beklentilerimize ve egolarımıza dokunan her rolü oynamaya dünden razıydık. Kıblemiz, kabemiz, ideolojimiz, davamız ve peşinden koştuklarımız ne yazık ki sadece “one dollar” oldu. Şahsi çıkar, şan, şöhret, makam ve sınırsız kazanç hırsı; bizim hangi frekansta titreşeceğimizi, neyi savunup neye karşı çıkacağımızı belirleyen ana trafo haline geldi. Bize kalan ise bu tiyatroyu kusursuzca oynamak oldu.
Bir elektrik mühendisi gözüyle bakınca net şekilde görüyorum: Omurga çökmüş, yalıtım bitmiş, tüm hatlar birbirine karışmıştır. Değerler erozyonunun vardığı bu son aşamada, elimizde kalan tek istikrarlı veri, ne yazık ki bu samimiyetsizliği büyük bir samimiyetle sürdürüyor oluşumuzdur. Bu sistemin bu yükü daha fazla taşıması mümkün değildir. Toplumsal sigortalarımız atmadan önce, maskeleri çıkarıp özümüzdeki yalın, net ve dürüst devre tasarımına acilen geri dönmek zorundayız.

