Atatürk’ün Eğitim Vizyonu ve Teknik Eğitimdeki “Demokrasi Ayıbı”

Atatürk’ün Eğitim Vizyonu ve Teknik Eğitimdeki “Demokrasi Ayıbı”

Sedat MISIR İTÜ Elektrik Mühendisi

Ülkemizde eğitim olgusuna, özellikle Cumhuriyetimizin banisi Mustafa Kemal Atatürk ve eğitim ilişkileri çerçevesinden toplumsal bir projeksiyon tuttuğumuzda; O’nun eğitimci kişiliği, felsefi derinliği ve sosyolojik bakış açısının ne denli hayati bir nitelik taşıdığı gün gibi açığa çıkacaktır.

Ziya Gökalp, İ. Hakkı Baltacıoğlu ve Prens Sabahattin gibi kıymetli Türk sosyologları, eğitim sistemimize kuşkusuz toplumsal bir bakış açısı kazandırmışlardır. Ancak Atatürk, bu toplumsal bakışı sadece teoride bırakmamış; hem kurumsal hem de uygulama safhasında ele alarak köklü devrimler gerçekleştirmiştir. Atatürk için çağdaşlaşma, geleneksel toplum yapısını modern ve batılı bir düzenle harmanlayarak yepyeni bir toplum inşa etmekti. Bu inşanın en temel harcı ise kuşkusuz eğitimdir.

Atatürk, yeni bir toplumsal düzenin ancak “yeni tip bir insanla”, o insanın da ancak çağdaş bir eğitimle yetişebileceğini biliyordu. O’nun rasyonalist, pozitivist ve pragmatist felsefesi; halk egemenliği ve tam bağımsızlık gibi kavramlarla birleşerek ulusal bir sentez oluşturmuştur. O; toplumun her bireyini “düşünen insan” yapma gayesindeydi.

Teknik Eğitimde 30 Yıllık Kayıp ve Çarpıklık

Peki, ulu önderin bu muazzam vizyonundan bugün teknik eğitim özelinde nerede duruyoruz? Şöyle bir geriye dönüp son 30-32 yıllık sürece baktığımızda, karşımıza çıkan manzara maalesef hazindir.

1970’li yıllardan sonra sanata ve mesleki bilgiye yönelmiş, farklı adlar altında 28 civarı teknik okul ile teknik eleman yetiştirilmesi hedeflendi. Müfredatlar sınavlara, puanlara endekslendi. Ancak “Osanor Projesi” gibi süslü isimler altında, toplumun en zeki çocukları meslek derslerinin esareti altında adeta yok edildi. Bir yanda gelir düzeyi yüksek ailelerin çocukları özel kolejlerde mühendislik fakültelerine hazırlanırken; diğer yanda meslek lisesi ve yüksekokullardaki teknik derslerin içerik olarak mühendislik fakülteleriyle uyumsuzluğu, sistemin belini büktü.

Bugün gelinen noktada, yarınki Türkiye için tasarlanan “yeni insan tipi”, ne Atatürk’ün ne de Gökalp’in felsefi anlayışının bir ürünüdür. Aksine; “zuhulen” yetişmiş, milyonlarca teknik eğitim mezunu fen adamının 3194 sayılı İmar Hukuku’nun 38. maddesi kıskacında ezildiği, yıpratıldığı bir sistemle karşı karşıyayız.

Bilen Yetkisiz, Bilmeyen Yetkili!

Bilimsel açıdan bu okulların mühendislik eğitimi için en sağlam tabanı teşkil etmesi gerekirken, son 30 yılın hatalı eğitim politikaları sonucunda karşımıza bir “demokrasi ayıbı” çıkmıştır: Bilenler yetkisiz, bilmeyenler yetkili!

Teknik eğitim politikasının Atatürk ilkeleri doğrultusunda, aksak yönlerinden arındırılarak ivedilikle revize edilmesi artık bir tercih değil, zarurettir. Teknisyeninden mühendisine kadar tüm teknik kadroların ortak bir paydada buluşması, liyakatin esas alınması ve fen adamlarımızın hak ettiği yetkilere kavuşması; küreselleşen dünyada Türk milletinin geleceğe imza atmasının tek yoludur.

Değerli meslektaşlarım; fen adamıyla, mühendisiyle tüm teknik camianın bu aksak sistemin düzelmesi adına birlik ve beraberlik içinde hareket edeceğinden şüphem yoktur. Yarınki güçlü ve teknik açıdan kalkınmış Türkiye, sizlerin eseri olacaktır